a

Ticaret Odası Meclis açılış toplantısı.

Konak Belediyemizin Kıymetli Başkanı Sayın Abdül Batur, Saygıdeğer Meclis ve Disiplin Kurulu Üyeleri

Sayın Başkana yoğun programlarına rağmen davetimizi kabul ederek Meclis Toplantımızı teşrif ettikleri için teşekkürlerimi sunuyorum.

Kentimizin merkezini oluşturan Konak ilçemiz, hepimizin işleri açısından bir kesişim noktası. Kemeraltı Çarşısı, Kızlarağası Hanı, Kadifekale, Agora, Saat Kulesi, Asansör gibi birçok kültürel mirasımızı barındıran, ticari ve sosyal anlamda kentimize yön veren Sivil Toplum Kuruluşlarımız’ın merkezlerinin bulunduğu Konak’ta; 87.000 üyemizin 20.017’si, yani yüzde 23’ü faaliyet gösteriyor.

Meslek Komitesi Üyelerimizin bir kısmı yakın zamanda Sayın Başkan’ı ziyaret etti ve Konak’ın kentsel dönüşüm yoluyla yeniden yapılanması, inşaat ve emlak projeleri başta olmak üzere daha birçok konuda fikirlerini öğrenme fırsatı buldu. Ancak merkezi ve kapsayıcı özelliği nedeniyle,  üyelerimizin Belediyemizin yaptığı çalışmaları bizzat Sayın Başkan’dan öğrenmesini arzu ettik.

Sayın Başkanımız ve Sevgili Dostum Abdül Batur, Narlıdere’de görev yaptığı dönemde de çok başarılı projelere imza attı. Tecrübesi ile Konak’ta da gerek hizmet gerekse projeleriyle çok başarılı bir şekilde yoluna devam ediyor.

Sayın Başkan, Değerli Meclis Üyeleri, 

Uluslararası kurumlar Ekim ayında global büyümeye ilişkin risklerin arttığını, büyümede ülkeler arası tehlikeli ayrışmanın ciddi bir endişe kaynağı olduğunu paylaştı. Bizim pandemi başından bu yana belirttiğimiz gibi salgın sürecinin ülke, yöre, sektör ve faaliyet alanları baz alındığında çok farklı etkileri oldu.

Dünyada ortak problemler ise gayrimenkul, emtia ve enerji fiyatlarındaki artış ve bu artışlara bağlı olarak enflasyonun tüm dünyada yükselmeye başlamış olması. Bu durum birçok Merkez Bankası’nın politika değişikliğine gitmesine neden oluyor.

Bazı gelişmiş ülkelerin Merkez Bankaları şu anda sadece sözlü müdahalede bulunuyorlar ve para politikası sıkılaştırmasını öne alma ihtimallerinden bahsediyorlar; ama gelişmekte olan ülkelerin merkez bankalarının enflasyon beklentilerinin artmasını sözlü müdahale ile indirebilme lüksü daha sınırlı; o yüzden birçok merkez bankası faizleri yükseltmeye başladı bile. Birkaç örnek verecek olursam Çek Cumhuriyeti, Romanya, Meksika, Kolombiya, Brezilya ve Polonya’dan faiz artışları geldi. 

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ise Eylül ayında başlayan faiz indirimleri ile dünya geneline göre farklı bir strateji izliyor. En son geçen hafta, politika faiz oranları piyasaların beklentisinin üzerinde 200 baz puan daha indirildi.

Merkez Bankamız faiz indirirken, diğer merkez bankalarının faiz artırması, Türk Lirası’nı göreceli olarak zayıflatan en önemli unsurlardan bir tanesi.

Merkez Bankası faiz kararında ticari mevduatlarda tahmin edilenden daha fazla bir sıkılaşma yaşandığını belirtti. Geçtiğimiz Pazartesi günü kamu bankalarının açıkladığı faiz indirimlerini özel bankaların da izlemesi bekleniyor.

Ancak bu kredi maliyetlerinin ağırlıklı olarak Türkiye’nin risk primindeki yükselişten dolayı da yüksek olduğunu unutmamak gerekiyor. Şu anda 470 seviyelerinde olan Ülke Risk Primi(CDS) oranlarının tekrardan 300’lerin, hatta 4 sene önce olduğu gibi 200’lerin altına inmesi, Türkiye’deki kredi faizlerini gerçek anlamdan rahatlatacak en önemli unsur.

Kısaca; kredi maliyetlerini politika faizleri ile baskılamanın sürdürülebilir olmadığına inanıyoruz. Türkiye’nin risk primindeki yükselme ve TL’nin artan değer kaybı ile birçok kalemde doğrudan ve dolaylı olarak maliyet artışı yaşanıyor.

Eylül ayında TÜFE %19,58 olarak gerçekleşirken, Yurtiçi ÜFE %43,96 oldu. Türk Lirası’nın değer kaybı ve emtia fiyatlarındaki yükselişi, TÜFE ile Yurtiçi ÜFE arasındaki fark olarak da hissediyoruz. Aradaki bu fark rekor seviyelerde ve kapanması gerekiyor. Beklentimiz, Yurtiçi ÜFE’nin düşmesi. Ancak, Türk Lirası’nın değer kaybı ve olumsuz enflasyon beklentileri ile maalesef tam tersi bir durum yaşanma olasılığını yüksek görüyoruz.

İçine girdiğimiz enflasyon-kur-faiz sarmalı ile, kamu bankaları faizleri düşürse bile kredi kullanmak isteyenler de ihracatçılar da amaçlanan faydayı arzu edilen seviyede göremiyor.  Artan enflasyon ile sabit gelirlilerin alım gücü üzerindeki olumsuz etki de hem ekonomik, hem de sosyal açıdan gittikçe büyüyor.

Yurtiçi ekonomik göstergeler bize uzunca bir süredir ekonomik politikalarda önceliğin makroekonomik istikrara verilmesi gerektiğini işaret ediyordu. Mevcut durumda yurtdışında artan enflasyon riski ve sıkılaşan para politikaları, ekonomik ve finansal istikrar ihtiyacımızı daha da önceliklendirmemiz gerektiğinin altını çiziyor.

Kıymetli Üyelerimiz,

İçinde bulunduğumuz süreçte, enerjinin büyük bir kısmı para politikasının yarattığı finansal dalgalanmaları takibe ve bertaraf etmeye gidiyor.  Fakat bu süreçte, enerjimizi kendi kendine yetebilen ve ihtiyaçların en yakından tedarik edilmesine olanak sağlayan ülkelerden birisi olmaya ve pandemi sonrası süreci lehimize çevirmeye harcamamız gerekli.

Pandeminin başından beri yaptığım bütün konuşmalarda küresel tedarik zincirlerindeki bozulmaya dikkat çekmiştim. Bugün geldiğimiz noktada talep ve arz dengesizliklerinin yarattığı girdi ve ara malı sıkıntısı had safhaya ulaşmış durumda. Emtia fiyatlarında son bir buçuk yıldaki artış %60 ile %357 arasında. Dahası, bu fiyatlarla mal almak isteseniz de konteyner krizinin etkisiyle

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

İzmir Otokent Başkanı Fevzi Demir’in 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 98. Yıl Dönümü kutladı.

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0