Folkart Sahra Haber Web İlanı
DOLAR

44,5737$% 0.21

EURO

51,5721% -0.06

STERLİN

59,3589£% -0.05

GRAM ALTIN

6.699,66%0,21

ÇEYREK ALTIN

11.169,00%0,21

TAM ALTIN

44.322,00%0,26

ONS

4.676,11%-1,72

a

DÜNYANIN AYAKTA KALAN ÜÇ KARANTİNA ADASINDAN BİRİ İZMİR’DEOSMANLI’DAN CUMHURİYET’E ATATÜRK’ÜN DE YOLUNUN KESİŞTİĞİ URLA TAHAFFUZHANESİ

TÜM SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN 14 MART TIP BAYRAMI’NI KUTLUYORUZ

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e salgın hastalıklarla mücadelede önemli rol oynayan İzmir’deki Urla
Karantina Adası Tahaffuzhanesi, 160 yılı aşkın geçmişiyle dünya karantina tarihinin en önemli
merkezlerinden biri olarak tüm görkemiyle varlığını sürdürüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu
Mustafa Kemal Atatürk’ün de yollarının kesiştiği bu tarihi mekanın bilinmeyen yönlerini 14 Mart Tıp
Bayramı dolayısıyla Urla Karantina Adası Müdürü Turgut Yılmaz ile konuştuk.

Salgın hastalıklar, tarih boyunca insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük yaşamsal tehditlerden biri
oldu. Geçmişte veba, kolera, çiçek ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklar kitlesel ölümlere yol açarken, Aralık
2019’da Çin’de ortaya çıkan COVID-19 pandemisi de kısa sürede tüm dünyaya yayılarak küresel bir
sağlık krizine dönüştü. Modern dünyayı hazırlıksız yakalayan ve sağlık sistemlerini zorlayan bu süreç,
salgınlara karşı geliştirilen en temel koruyucu yöntemlerden biri olan karantina uygulamalarının ne
kadar hayati ve stratejik bir öneme sahip olduğunu bir kez daha görünür kıldı.

  1. ve 19. yüzyıllarda küresel salgınlara karşı Avrupa’dan Amerika’ya, Akdeniz’den Avustralya’ya
    kadar pek çok ülke kendilerini korumak için güçlü bir sağlık sistemi kurdu. Bu sistemin en önemli
    halkasını ise tahaffuzhaneler yani karantina merkezleri oluşturdu. Asırlar boyunca liman kentlerinin
    görünmez sağlık kalkanı olan bu merkezler salgın hastalık riskine karşı deniz yoluyla gelen yolcular ve
    mürettebatın sağlık kontrolünden geçirildiği, eşyalarının ve ticari yüklerin dezenfekte edildiği, hastalık
    şüphesi bulunan kişilerinse günler hatta haftalar boyunca izole edildiği yerlerdi. Bu sistem sayesinde
    salgınların ülkeye girişi ve sınır ötesine geçmesi engellenir, hem ulusal hem de uluslararası ölçekte
    halk sağlığının korunması en üst düzeyde sağlanırdı.

  2. DÜNYA KARANTİNA TARİHİNDE İZ BIRAKAN MERKEZLER
    Salgın hastalıklarla mücadele için kurulan lazaretler yani karantina merkezleri, yüzyıllar boyunca
    dünyanın farklı liman kentlerinde hayati bir rol üstlendi. Bu merkezlere yani bulaşıcı hastalıklarla ilgili
    kurumlara verilen “lazaret” adı da tarihsel bir göndermeye dayanıyor. Kelime, Orta Çağ’da
    cüzzamlıların koruyucu azizi olarak kabul edilen ve ismi İncil’de de geçen Aziz Lazarus’tan geliyor.
    Dünya karantina tarihinin en bilinen lazaret örnekleri arasında ise 1377 yılında ilk resmi karantina
    uygulamalarının hayata geçirildiği Hırvatistan’daki Dubrovnik Lazaretleri, 1423’te İtalya’nın Venedik
    kentinde kurulan ve dünyanın ilk kalıcı karantina hastanelerinden biri kabul edilen Lazzaretto
    Vecchio, 1832’de Avustralya’da faaliyete geçen Sidney Karantina İstasyonu, 1892-1954 yılları arasında
    milyonlarca göçmenin sağlık kontrolünden geçtiği New York’taki Ellis Island Sağlık Kontrol Merkezi ve
    Osmanlı İmparatorluğu döneminde özellikle Hindistan ve Uzak Doğu’dan gelen hacı adaylarını
    denetlemek amacıyla Kızıldeniz’de kurulan Yemen-Kamaran Adası Tahaffuzhanesi yer alıyor. Bu
    merkezler, salgın hastalıkların kıtalar arasında yayılmasını önlemek amacıyla kurulan dünya karantina
    tarihinin en önemli ve simgesel örnekleri arasında gösteriliyor.

  3. DOĞU AKDENİZ’İN EN ÖNEMLİ KARANTİNA MERKEZLERİNDEN BİRİ

  4. Osmanlı İmparatorluğu döneminde idaresindeki Yemen’de olduğu gibi salgın hastalıkların yayılmasını
    önlemek amacıyla Beyrut, Trablusgarp, İstanbul gibi liman şehirlerinde de kapsamlı bir karantina ağı
    oluşturuldu. Bu çerçevede birçok tahaffuzhane inşa edilirken, bu sağlık ağının en önemli
    halkalarından biri ise İzmir’in Urla ilçesinde kuruldu. Doğu Akdeniz’in en önde gelen karantina
    merkezlerinden biri kabul edilen Klazomenai/ Urla Tahaffuzhanesi, günümüz tıp dünyasında New
    York’taki Ellis Adası ve Dubrovnik’teki Zupa Dubrovacka Adası ile birlikte dünyada tam donanımlı
    olarak ayakta kalabilmiş üç ada merkezinden biri. Bu tarihi merkez, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu
    Mustafa Kemal Atatürk’ün de genç bir subayken görev yolculukları sırasında dönemin sağlık ve
    karantina kuralları gereği kısa süreliğine kaldığı, bir devlet başkanı olarak da denetlediği yerlerden biri
    olarak tarihte özel bir yere sahip. 1865 yılında Antik Klazomenai kenti kalıntılarının da bulunduğu 320
    dönümlük adada Fransızlar tarafından inşa edilen tesis, 1892 yılında tam kapasiteyle hizmete girdi ve

1950’li yıllara kadar faaliyetini sürdürdü. Günümüzde Sağlık Bakanlığı bünyesinde Urla Karantina
Adası Tahaffuzhane Müzesi olarak düzenlenen tarihi yapıda müzeleşme çalışmaları devam ediyor.
URLA KARANTİNA ADASI’NIN HİKAYESİNİ MÜDÜR TURGUT YILMAZ ANLATTI
Salgın hastalıkların gölgesinde geçen yüzyıllarda, insanlığın en büyük savunma hatlarından biri olan
karantina merkezleri geçmişin “görünmez düşmanlarına” karşı kurulan stratejik kalelerdi. Bu tarihsel
mücadelenin Türkiye’deki en çarpıcı simgelerinden olan Urla Tahaffuzhanesi’nin (Karantina Merkezi)
kuruluş sürecini, Osmanlı dönemindeki rolünü, Atatürk’ün bu tarihi merkezle yolunun nasıl kesiştiğini
ve tesisin günümüze kadar gelen tarihsel değerine kadar pek çok detayı, 14 Mart Tıp Bayramı
dolayısıyla Urla Karantina Adası Müdürü Turgut Yılmaz ile konuştuk. Tarihin tozlu sayfalarından
günümüzün pandemi gerçeklerine uzanan sohbetimizde, tarihi yapının hikayesini Yılmaz Müdür’ün
anlatımıyla dinledik.
SALGINLARA KARŞI OSMANLI’NIN SAĞLIK KALESİ


Soru: Turgut Müdürüm, söyleşimize Osmanlı döneminde salgın hastalıklarla mücadelede önemli bir
rol üstlenen Urla Tahaffuzhanesi’nin kuruluş sürecini konuşarak başlasak…
Cevap: Osmanlı İmparatorluğu’nda Karantina Teşkilatı yani Meclis-i Tahaffuz, kolera, veba, tifüs,
sarıhumma, çiçek gibi salgın hastalıklar karşısında, ülkenin sağlık sınırlarını kontrol altında tutmak
amacıyla Nisan 1838’de Sultan II. Mahmut tarafından kuruldu. İzmir Karantinası ise ilk olarak 1840’ta
bugün Karantina Semti olarak bilinen Karataş’ta faaliyete geçti. Ancak İzmir, demiryollarının da
etkisiyle hızla büyüyen bir ticaret devine dönüşünce, Karataş bölgesi zamanla şehrin içinde kaldı. Oysa
karantina uygulamasının amacı, yurt dışından gelen yolcuların yerel halkla temasını kontrollü şekilde
sağlamak ve salgın riskini şehirden uzak tutmaktı. Şehirle iç içe geçmiş bir merkezde bu kontrolü
sağlıklı yürütmek mümkün değildi. Bu yüzden hem şehirden izole hem de şehre ulaşımı kolay olan
Urla Karantina Adası seçilerek, 1865 yılında Fransızlara 323 dönümlük adada günlük yaklaşık 600
kişinin giriş yapabileceği bir kapasitede tahaffuzhane tesisleri inşa ettirilerek, 1869 yılında sistem
buraya taşındı. Gemi İzmir’e yanaşmadan önce yurt dışından gelen herkesin (diplomatlar dahil) bu
adada dezenfeksiyon sürecinden (tahaffuz) geçmesi zorunluydu.
OSMANLI’NIN KARANTİNA AĞI VE URLA’NIN STRATEJİK ÖNEMİ


Soru: Osmanlı döneminde tahaffuzhaneler sağlık sistemi içinde nasıl bir rol üstleniyordu? Urla’yı
Doğu Akdeniz’deki benzerlerinden ayıran temel özellikler neler?
Cevap: Tahaffuzhaneler o dönem Hariciye Nazırlığı’na (Dışişleri Bakanlığı) bağlı, stratejik birer
savunma hattıydı. Limanlarda ve kara ticaret yollarında bulunmaktaydı. 1870’lerde Hicaz’dan
Balkanlar’a kadar uzanan coğrafyada 140’a yakın merkez vardı. Urla’yı eşsiz kılan ise, Osmanlı’da “ilmi
(bilimsel) karantina” yöntemlerine göre tasarlanan ilk yer olmasıdır. Tahaffuzhane adeta küçük bir
gibi planlanmıştı. Kompleksin merkezinde duşlar, sterilizasyon üniteleri ve odalarını barındıran ana
tahaffuzhane binası yer alıyordu. Bunun yanı sıra karantina kampüsünün bulunduğu adada
telgrafhane, tercümehane, lokanta, personel lojmanları ile sağlıklı ve hasta yolcular için ayrı
koğuşlardan oluşan bir yapı düzeni vardı. Yolcu yoğunluğunun arttığı dönemlerde ise geçici çadırlar
kuruluyordu. Bu yapılardan 20 karantina binası günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
1935 yılına ait haritalara göre ise adada daha sonra yalnızca hastane binası ve ona bağlı ek yapılar
inşa edilmiş, bunun dışında yeni bir yapılaşmaya gidilmemiştir. Urla Tahaffuzhanesi aynı zamanda
Fransız mühendisler tarafından kurulan raylı sistemler ve devasa buharlı sterilizasyon makineleri
(etüv) sayesinde, bir yolcuyu ve eşyalarını birkaç saat içinde dezenfekte edebilen endüstriyel ölçekte
bir tesisti. Bu merkez özellikle ticaret ve hac yolculuğu yapan, başta kuzey hac yolu üzerinde Anadolu,
Rumeli, Bosna ve Rusya yönlerinden gemiyle seyahat eden insanlar için önemli bir sağlık kontrol
noktası olarak hizmet veriyordu.
BİR YOLCUNUN ADADAKİ KARANTİNA SERÜVENİ
Soru: O dönem gemiyle gelen bir yolcu adaya ayak bastığında onu nasıl bir süreç bekliyordu? Adım
adım hangi tıbbi ve hijyenik prosedürlerden geçiliyordu?

Cevap: Süreç oldukça disiplinli ve sistemliydi. Limana doğrudan yanaşmalarına izin verilmeyen
gemiler, adanın yaklaşık bir mil açığında demirlerdi. Yolcular ve mürettebat buradan filikalarla
Karantina Adası’na getirilirdi. Adaya çıkan herkes önce tahaffuzhane binasında kayıt altına alınırdı.
Ardından yönlendirildikleri soyunma odalarında kıyafetlerini çıkararak özel filelerin içerisine koyarlar,
sadece peştemal ve takunya giyerek, buradan geçtikleri özel duş odalarında ((hijyen banyoları) sabun
ve özel dezenfektanlarla yıkanırlardı. Duştan çıktıklarında kendilerine verilen steril giysilerle ilk
muayeneden geçerlerdi.
HASTALIK ŞÜPHESİ TAŞIYANLAR TECRİT KOĞUŞLARINA ALINIRDI


Soru: Peki muayenenin ardından hastalık şüphesi taşıyanlar ve sağlıklı görülen yolcular için adada
nasıl bir süreç başlıyordu?
Cevap: Doktor kontrolünde hastalık şüphesi taşıyanlar hemen tecrit koğuşlarına alınır ve tedavileri
tamamlanıncaya kadar burada tutulurdu. Sağlıklı görülen yolcular ise olası belirtilerin ortaya çıkıp
çıkmadığını gözlemlemek amacıyla adadaki misafirhanelerde birkaç gün süren karantina gözetimi
altında kalırdı. Hastalık nedeniyle hayatını kaybedenler ise inançlarına uygun ritüellerle adanın doğu
bölümündeki mezarlıkta defnedilirdi. Bulaşma riskini azaltmak amacıyla mezarlar derin kazılır ve
üzerlerine sönmüş kireç dökülerek izolasyon sağlanırdı. Günümüzde Karantina Adası’ndaki bu
mezarlıkta yaklaşık 350 mezar bulunduğu biliniyor.
KIYAFETLER VE EŞYALAR NASIL STERİLİZE EDİLİYORDU?


Soru: Yolcuların kıyafetleri ve eşyaları karantinada nasıl dezenfekte ediliyordu?
Cevap: Yolcular duştayken, kıyafetleri ve eşyaları dönemin en ileri teknolojisi sayılan sistemli bir
dezenfeksiyon sürecinden geçerdi. Kıyafetleri soyunma bölümündeki hem teması hem de
mahremiyeti sağlayan döner dolap sistemi aracılığıyla odanın diğer tarafına aktarılır ve görevliler
tarafından yüksek sıcaklıkla çalışan özel sterilizasyon kazanlarına yerleştirilirdi. Bu sistem sayesinde
kıyafetler yaklaşık 120 derece buharla sterilize edilir, böylece mikroplardan arındırılırken ıslanmadan
yeniden kullanılabilecek hale gelirdi. İpekli giysilerin zarar görmemesi için ise basıncı biraz daha düşük
olan etüvlere konur ve bu kıyafetlerin dezenfeksiyonu sağlanırdı. Yolcuların bavul ve diğer eşyaları da
ayrı etüvlerde, ısıya dayalı yüksek buhar yöntemi ile temizlenirdi. Bu işlemler, salgın hastalık riskinin
başka bir ülkeden deniz yoluyla şehre taşınmasını önlemek için uygulanan en önemli tedbirler
arasındaydı
DÖNEMİN İLERİ TEKNOLOJİSİ ETÜV VE BUHARLI STERİLİZASYON


Soru: Tahaffuzhanede kullanılan tıbbi yöntemler ve ekipmanlar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Tahaffuzhaneler temel olarak izolasyon ve tecrit merkezleri olarak tasarlanmış yapılardı. Urla
Tahaffuzhanesi’nde kurulan sistem ise dönemi için oldukça ileri bir mühendislik anlayışını
yansıtıyordu. Tesis içerisinde raylı taşıma hatları, duş kabinleri, dezenfeksiyon fırınları ve buharla
çalışan sterilizasyon kazanları bulunuyordu. Burada yolcuların yanı sıra beraberlerinde getirdikleri
eşyalar, bavullar, mektuplar ve ticari mallar da özel dezenfeksiyon işlemlerinden geçirilirdi. Bu amaçla
yüksek sıcaklık ve buharla çalışan özel fırınlar ile sterilizasyon sistemleri kullanılırdı. Tahaffuzhanede
ayrıca “kirli alan” ve “temiz alan” ayrımı yapılır, böylece bulaş riskinin kontrol altında tutulması
sağlanırdı. Sterilizasyon kazanları ve etüv sistemleri dönemin en önemli tıbbi ekipmanları arasında yer
alıyordu. Bu teknolojilerin daha küçük ölçekli uygulamaları ise ilerleyen yıllarda hastanelerde de
kullanılmaya başlandı.
AÇIKTA BEKLEYEN GEMİLER NASIL DENETLENİYORDU?


Soru: Yolcular ve eşyalara yönelik karantina işlemleri uygulanırken, açıkta demirleyen gemiler için
de özel bir kontrol var mıydı?
Cevap: Elbette vardı. Karantina uygulamaları yalnızca yolcularla sınırlı değildi. Gemiler de sıkı bir
denetime tabi tutuluyordu. Salgın hastalıkların yayılmasında rol oynadığı düşünülen haşerata karşı
gemiler ilaçlanıyordu. Böylece halk sağlığını korumaya yönelik tüm tedbirler titizlikle uygulanmış
olurdu.

40 GÜNDEN BİLİME, KARANTİNA SÜRELERİ NASIL BELİRLENDİ?
Soru: “Karantina” kelimesi köken olarak İtalyanca’da 40 rakamını çağrıştırıyor. Urla
Tahaffuzhanesi’nde yolcuların adada kalış süresi de bu süreye mi dayanıyordu, yoksa tıbbi
kriterlere göre mi belirleniyordu?
Cevap: Haklısınız, karantina Latince kökenli ve “kırk gün” demek. Ortaçağ’da salgın şüphesi taşıyan
gemilerin 40 gün limana yanaşmasına izin verilmezdi. Ancak o dönemlerde bu süreyi belirleyen
uygulamaların tamamen bilimsel temellere dayandığını söylemek zor. Daha çok gözleme ve
geleneksel kabullere dayalı bir yöntem söz konusuydu. Pek çok kültürde 9, 19 ve 40 gibi sayılar
sembolik anlamlar taşır. Bizim kültürümüzde de “kırkını çıkarmak”, “kırklara karışmak” gibi ifadeler
bunun örnekleridir. Ancak 19. yüzyılda mikroorganizmaların keşfiyle birlikte karantina uygulamaları
da bilimsel bir temele oturmaya başladı. Artık karantina süreleri, hastalıkların kuluçka dönemlerine
göre belirleniyordu. O dönemin en büyük salgın tehditlerinden biri koleraydı ve tüm protokoller bu
hastalığın kuluçka evresine göre, tıpkı yakın zamanda COVID-19 pandemisinde yaşadığımız 14 günlük
süreçler gibi bilimsel veriler ışığında belirleniyordu.
BİR SUBAYIN ZORUNLU BEKLEYİŞİ, BİR LİDERİN TAKDİRİ
Soru: Çağdaş Türkiye’nin Önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün de genç bir subay olarak karantina
süreci yaşadığı bu adayı, Cumhuriyet döneminde de ziyaret ettiği biliniyor. Bu konu hakkında neler
söyleyebilirsiniz?


Cevap: Osmanlı döneminde deniz yolculuklarında uygulanan karantina sistemi nedeniyle Urla
Tahaffuzhanesi, dönemin askeri ve sivil yolcuları için önemli bir sağlık kontrol noktasıydı. Mustafa
Kemal Atatürk’ün de genç subaylık yıllarındaki görev yolculukları sırasında bu merkezle yolunun
kesişmiş olabileceğine dair yerel anlatılar bulunur. Atatürk’ün Urla Karantina Adası ile belgeli teması
ise 30 Haziran 1926’da gerçekleştirdiği ziyaretle kayıtlara geçmiştir. İzmir suikastı girişimi sonrası
çıktığı yurt gezisi kapsamında Urla’ya gelen Atatürk, bir zamanlar kısa süreliğine karantinada kaldığı
tahaffuzhaneyi bu kez denetlemek amacıyla gezer. Tesisteki işleyişten, hijyen standartlarından ve
disiplinli yapıdan duyduğu memnuniyeti bizzat dile getiren Atatürk’ün bu takdiri yerel anlatılarda
halen aktarılır.
MÜBADELE YILLARINDA BİR SAĞLIK KAPISI
Soru: Osmanlı döneminde kurulan Tahaffuzhane, Cumhuriyet döneminde de hizmet vermeye
devam etti mi? Tesisin günümüze uzanan serüveninden kısaca bahseder misiniz?
Cevap: Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de stratejik önemini koruyan Tahaffuzhane,
1923 Lozan Mübadelesi sırasında Anadolu’ya gelen birçok mübadilin ilk sağlık kontrolünden geçirildiği
önemli geçiş noktalarından biri olarak görev yaptı. Girit, Selanik, Kavala ve Drama başta olmak üzere
Ege ve Makedonya bölgelerinden gelen Müslüman Türk mübadiller, İzmir’e ulaşmalarının ardından
Urla Tahaffuzhanesi’nde sağlık muayenesinden geçiriliyor, gerekli görülen durumlarda birkaç gün ya
da hafta karantinada tutuluyordu. Sağlık kontrolleri tamamlanan mübadiller daha sonra Anadolu’nun
farklı şehirlerine yerleştirilmek üzere sevk ediliyordu. Bu yönüyle Tahaffuzhane yalnızca bir karantina
merkezi olarak görev yapmakla kalmadı, aynı zamanda Ege üzerinden gelen binlerce mübadilin
Anadolu’ya attığı ilk adımlara tanıklık eden önemli bir tarih mekanı haline geldi.
100 YIL SONRA YENİDEN SIĞINAK OLDU


Soru: Tahaffuzhane geçmişte karantina merkezi olmasının yanında, gerektiğinde insanların daha
uzun süre barındırıldığı bir yer olarak da hizmet veriyordu. Yakın dönemde de benzer bir sosyal
işlev üstlendi mi?
Cevap : Doğrudur. Burada yolcular yalnızca karantina süresince değil, gerektiğinde daha uzun
sürelerle de ağırlanıyordu. Bu işlev, yakın geçmişte bir kez daha kendini gösterdi. 12 ilimizi etkileyen
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bazı depremzedeler, felaketten yaklaşık 10 gün sonra
adaya getirilerek yaklaşık dört ay boyunca burada misafir edildi. Böylece Urla Karantina Adası,
yaklaşık bir asır sonra yeniden insanlara güvenli bir sığınak olma görevini üstlenmiş oldu.

KORE GAZİLERİNDEN COVID KARANTİNASINA


Soru: Lozan Mübadelesi sırasında önemli bir sağlık kontrol noktası olarak kullanılan Tahaffuzhane,
Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarında da kullanıldı mı?
Cevap: Evet, Cumhuriyet döneminde de uzun yıllar boyunca kullanılmaya devam etti. En son Kore
gazileri için kullanıldı. Ancak ilerleyen yıllarda adanın sağlık hizmeti serüveni zamanla kabuk değiştirdi.
1955 yılında mevcut tesislere ek olarak bir Karantina Hastanesi inşa edilerek sağlık hizmetlerinin
kapsamı genişletildi. Hastane binasının atıl kalmaması amacıyla yapı bir süre Deniz ve Güneş Tedavi
Enstitüsü olarak değerlendirildi. 1960’lı yıllarda ise tesis Kemik ve Mafsal Hastalıkları Hastanesi olarak
hizmet vermeye başladı. 1986 yılında Urla Devlet Hastanesi’ne dönüştürülen bina, 2014 yılında yeni
hastane binası ilçe merkezine taşınana kadar sağlık hizmeti vermeyi sürdürdü. 1865’ten bu yana
sağlık misyonunu sürdüren tesis, barış zamanlarında Sağlık Bakanlığı’nın hizmet içi eğitim merkezi
olarak kullanılırken, olağanüstü dönemlerde ise kriz durumlarına yönelik hazır tutuluyor. Tarihi tesis,
Aralık 2019’da Çin’de başlayıp kısa sürede tüm dünyaya yayılan ve Mart 2020’de Türkiye’de de
görülen COVID-19 pandemisi sırasında ise yeniden asli işlevini hatırlatan bir rol üstlendi ve karantina
süreci geçirmesi gereken bazı grupların izolasyonu için kullanıldı.
ATA YADİGARI YAPILAR RESTORASYONLA YENİDEN HAYAT BULDU
Soru: Urla Tahaffuzhanesi, bugün nasıl bir işleve sahip? Müzeleşme hedefi ve yakın dönemde
gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Tarihi bina halk arasında “müze” olarak bilinse de müzeleşme süreci henüz tamamlanmış
değil. Tarihi bina halk arasında “müze” olarak bilinse de müzeleşme süreci henüz tamamlanmış değil.
Günümüzde burada Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir hizmet içi eğitim merkezi faaliyet gösteriyor ve Dünya
Sağlık Örgütü ile ortak yürütülen programlar kapsamında sağlık profesyonellerine yönelik eğitimler
düzenleniyor. Tarihi dokusu güçlü bir kültür mirası niteliği taşıyan Tahaffuzhane kompleksinin,
mevcut yapısı korunarak bir karantina müzesine dönüştürülmesi ve turizme kazandırılması
hedefleniyor. Bu aşamada okullar ve sivil toplum kuruluşları için randevulu ziyaretler düzenliyoruz.
Geçtiğimiz beş yıl içinde Sağlık Bakanlığı olarak adada bulunan tüm karantina yapılarının
restorasyonunu gerçekleştirdik. Tarihi tesis 2020’de restorasyona girdi. Üç yıl süren çalışmaların
ardından ata yadigarı binaların özgün dokusu korunarak 2023 yılı sonunda yaklaşık 80 milyon TL’lik
yatırımla yeniden hizmete açıldı. Restorasyon süreci aslında müze olma sürecinin başlangıcı kabul
edilebilir ve müze oma sürecimiz devam ediyor.


ZİYARETÇİSİNİ 160 YIL ÖNCESİNE GÖTÜRÜYOR
Soru:Salgın hastalıklar, tarih boyunca insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük yaşamsal tehditlerden biri
oldu. Geçmişte veba, kolera, çiçek ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklar kitlesel ölümlere yol açarken, Aralık
2019’da Çin’de ortaya çıkan COVID-19 pandemisi de kısa sürede tüm dünyaya yayılarak küresel bir
sağlık krizine dönüştü. Modern dünyayı hazırlıksız yakalayan ve sağlık sistemlerini zorlayan bu süreç,
salgınlara karşı geliştirilen en temel koruyucu yöntemlerden biri olan karantina uygulamalarının ne
kadar hayati ve stratejik bir öneme sahip olduğunu bir kez daha görünür kıldı.

  1. ve 19. yüzyıllarda küresel salgınlara karşı Avrupa’dan Amerika’ya, Akdeniz’den Avustralya’ya
    kadar pek çok ülke kendilerini korumak için güçlü bir sağlık sistemi kurdu. Bu sistemin en önemli
    halkasını ise tahaffuzhaneler yani karantina merkezleri oluşturdu. Asırlar boyunca liman kentlerinin
    görünmez sağlık kalkanı olan bu merkezler salgın hastalık riskine karşı deniz yoluyla gelen yolcular ve
    mürettebatın sağlık kontrolünden geçirildiği, eşyalarının ve ticari yüklerin dezenfekte edildiği, hastalık
    şüphesi bulunan kişilerinse günler hatta haftalar boyunca izole edildiği yerlerdi. Bu sistem sayesinde
    salgınların ülkeye girişi ve sınır ötesine geçmesi engellenir, hem ulusal hem de uluslararası ölçekte
    halk sağlığının korunması en üst düzeyde sağlanırdı.
    DÜNYA KARANTİNA TARİHİNDE İZ BIRAKAN MERKEZLER
    Salgın hastalıklarla mücadele için kurulan lazaretler yani karantina merkezleri, yüzyıllar boyunca
    dünyanın farklı liman kentlerinde hayati bir rol üstlendi. Bu merkezlere yani bulaşıcı hastalıklarla ilgili
    kurumlara verilen “lazaret” adı da tarihsel bir göndermeye dayanıyor. Kelime, Orta Çağ’da
    cüzzamlıların koruyucu azizi olarak kabul edilen ve ismi İncil’de de geçen Aziz Lazarus’tan geliyor.
    Dünya karantina tarihinin en bilinen lazaret örnekleri arasında ise 1377 yılında ilk resmi karantina
    uygulamalarının hayata geçirildiği Hırvatistan’daki Dubrovnik Lazaretleri, 1423’te İtalya’nın Venedik
    kentinde kurulan ve dünyanın ilk kalıcı karantina hastanelerinden biri kabul edilen Lazzaretto
    Vecchio, 1832’de Avustralya’da faaliyete geçen Sidney Karantina İstasyonu, 1892-1954 yılları arasında
    milyonlarca göçmenin sağlık kontrolünden geçtiği New York’taki Ellis Island Sağlık Kontrol Merkezi ve
    Osmanlı İmparatorluğu döneminde özellikle Hindistan ve Uzak Doğu’dan gelen hacı adaylarını
    denetlemek amacıyla Kızıldeniz’de kurulan Yemen-Kamaran Adası Tahaffuzhanesi yer alıyor. Bu
    merkezler, salgın hastalıkların kıtalar arasında yayılmasını önlemek amacıyla kurulan dünya karantina
    tarihinin en önemli ve simgesel örnekleri arasında gösteriliyor.
    DOĞU AKDENİZ’İN EN ÖNEMLİ KARANTİNA MERKEZLERİNDEN BİRİ
    Osmanlı İmparatorluğu döneminde idaresindeki Yemen’de olduğu gibi salgın hastalıkların yayılmasını
    önlemek amacıyla Beyrut, Trablusgarp, İstanbul gibi liman şehirlerinde de kapsamlı bir karantina ağı
    oluşturuldu. Bu çerçevede birçok tahaffuzhane inşa edilirken, bu sağlık ağının en önemli
    halkalarından biri ise İzmir’in Urla ilçesinde kuruldu. Doğu Akdeniz’in en önde gelen karantina
    merkezlerinden biri kabul edilen Klazomenai/ Urla Tahaffuzhanesi, günümüz tıp dünyasında New
    York’taki Ellis Adası ve Dubrovnik’teki Zupa Dubrovacka Adası ile birlikte dünyada tam donanımlı
    olarak ayakta kalabilmiş üç ada merkezinden biri. Bu tarihi merkez, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu
    Mustafa Kemal Atatürk’ün de genç bir subayken görev yolculukları sırasında dönemin sağlık ve
    karantina kuralları gereği kısa süreliğine kaldığı, bir devlet başkanı olarak da denetlediği yerlerden biri
    olarak tarihte özel bir yere sahip. 1865 yılında Antik Klazomenai kenti kalıntılarının da bulunduğu 320
    dönümlük adada Fransızlar tarafından inşa edilen tesis, 1892 yılında tam kapasiteyle hizmete girdi ve

1950’li yıllara kadar faaliyetini sürdürdü. Günümüzde Sağlık Bakanlığı bünyesinde Urla Karantina
Adası Tahaffuzhane Müzesi olarak düzenlenen tarihi yapıda müzeleşme çalışmaları devam ediyor.
URLA KARANTİNA ADASI’NIN HİKAYESİNİ MÜDÜR TURGUT YILMAZ ANLATTI
Salgın hastalıkların gölgesinde geçen yüzyıllarda, insanlığın en büyük savunma hatlarından biri olan
karantina merkezleri geçmişin “görünmez düşmanlarına” karşı kurulan stratejik kalelerdi. Bu tarihsel
mücadelenin Türkiye’deki en çarpıcı simgelerinden olan Urla Tahaffuzhanesi’nin (Karantina Merkezi)
kuruluş sürecini, Osmanlı dönemindeki rolünü, Atatürk’ün bu tarihi merkezle yolunun nasıl kesiştiğini
ve tesisin günümüze kadar gelen tarihsel değerine kadar pek çok detayı, 14 Mart Tıp Bayramı
dolayısıyla Urla Karantina Adası Müdürü Turgut Yılmaz ile konuştuk. Tarihin tozlu sayfalarından
günümüzün pandemi gerçeklerine uzanan sohbetimizde, tarihi yapının hikayesini Yılmaz Müdür’ün
anlatımıyla dinledik.
SALGINLARA KARŞI OSMANLI’NIN SAĞLIK KALESİ
Soru: Turgut Müdürüm, söyleşimize Osmanlı döneminde salgın hastalıklarla mücadelede önemli bir
rol üstlenen Urla Tahaffuzhanesi’nin kuruluş sürecini konuşarak başlasak…
Cevap: Osmanlı İmparatorluğu’nda Karantina Teşkilatı yani Meclis-i Tahaffuz, kolera, veba, tifüs,
sarıhumma, çiçek gibi salgın hastalıklar karşısında, ülkenin sağlık sınırlarını kontrol altında tutmak
amacıyla Nisan 1838’de Sultan II. Mahmut tarafından kuruldu. İzmir Karantinası ise ilk olarak 1840’ta
bugün Karantina Semti olarak bilinen Karataş’ta faaliyete geçti. Ancak İzmir, demiryollarının da
etkisiyle hızla büyüyen bir ticaret devine dönüşünce, Karataş bölgesi zamanla şehrin içinde kaldı. Oysa
karantina uygulamasının amacı, yurt dışından gelen yolcuların yerel halkla temasını kontrollü şekilde
sağlamak ve salgın riskini şehirden uzak tutmaktı. Şehirle iç içe geçmiş bir merkezde bu kontrolü
sağlıklı yürütmek mümkün değildi. Bu yüzden hem şehirden izole hem de şehre ulaşımı kolay olan
Urla Karantina Adası seçilerek, 1865 yılında Fransızlara 323 dönümlük adada günlük yaklaşık 600
kişinin giriş yapabileceği bir kapasitede tahaffuzhane tesisleri inşa ettirilerek, 1869 yılında sistem
buraya taşındı. Gemi İzmir’e yanaşmadan önce yurt dışından gelen herkesin (diplomatlar dahil) bu
adada dezenfeksiyon sürecinden (tahaffuz) geçmesi zorunluydu.
OSMANLI’NIN KARANTİNA AĞI VE URLA’NIN STRATEJİK ÖNEMİ
Soru: Osmanlı döneminde tahaffuzhaneler sağlık sistemi içinde nasıl bir rol üstleniyordu? Urla’yı
Doğu Akdeniz’deki benzerlerinden ayıran temel özellikler neler?
Cevap: Tahaffuzhaneler o dönem Hariciye Nazırlığı’na (Dışişleri Bakanlığı) bağlı, stratejik birer
savunma hattıydı. Limanlarda ve kara ticaret yollarında bulunmaktaydı. 1870’lerde Hicaz’dan
Balkanlar’a kadar uzanan coğrafyada 140’a yakın merkez vardı. Urla’yı eşsiz kılan ise, Osmanlı’da “ilmi
(bilimsel) karantina” yöntemlerine göre tasarlanan ilk yer olmasıdır. Tahaffuzhane adeta küçük bir
gibi planlanmıştı. Kompleksin merkezinde duşlar, sterilizasyon üniteleri ve odalarını barındıran ana
tahaffuzhane binası yer alıyordu. Bunun yanı sıra karantina kampüsünün bulunduğu adada
telgrafhane, tercümehane, lokanta, personel lojmanları ile sağlıklı ve hasta yolcular için ayrı
koğuşlardan oluşan bir yapı düzeni vardı. Yolcu yoğunluğunun arttığı dönemlerde ise geçici çadırlar
kuruluyordu. Bu yapılardan 20 karantina binası günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
1935 yılına ait haritalara göre ise adada daha sonra yalnızca hastane binası ve ona bağlı ek yapılar
inşa edilmiş, bunun dışında yeni bir yapılaşmaya gidilmemiştir. Urla Tahaffuzhanesi aynı zamanda
Fransız mühendisler tarafından kurulan raylı sistemler ve devasa buharlı sterilizasyon makineleri
(etüv) sayesinde, bir yolcuyu ve eşyalarını birkaç saat içinde dezenfekte edebilen endüstriyel ölçekte
bir tesisti. Bu merkez özellikle ticaret ve hac yolculuğu yapan, başta kuzey hac yolu üzerinde Anadolu,
Rumeli, Bosna ve Rusya yönlerinden gemiyle seyahat eden insanlar için önemli bir sağlık kontrol
noktası olarak hizmet veriyordu.
BİR YOLCUNUN ADADAKİ KARANTİNA SERÜVENİ
Soru: O dönem gemiyle gelen bir yolcu adaya ayak bastığında onu nasıl bir süreç bekliyordu? Adım
adım hangi tıbbi ve hijyenik prosedürlerden geçiliyordu?

Cevap: Süreç oldukça disiplinli ve sistemliydi. Limana doğrudan yanaşmalarına izin verilmeyen
gemiler, adanın yaklaşık bir mil açığında demirlerdi. Yolcular ve mürettebat buradan filikalarla
Karantina Adası’na getirilirdi. Adaya çıkan herkes önce tahaffuzhane binasında kayıt altına alınırdı.
Ardından yönlendirildikleri soyunma odalarında kıyafetlerini çıkararak özel filelerin içerisine koyarlar,
sadece peştemal ve takunya giyerek, buradan geçtikleri özel duş odalarında ((hijyen banyoları) sabun
ve özel dezenfektanlarla yıkanırlardı. Duştan çıktıklarında kendilerine verilen steril giysilerle ilk
muayeneden geçerlerdi.
HASTALIK ŞÜPHESİ TAŞIYANLAR TECRİT KOĞUŞLARINA ALINIRDI
Soru: Peki muayenenin ardından hastalık şüphesi taşıyanlar ve sağlıklı görülen yolcular için adada
nasıl bir süreç başlıyordu?
Cevap: Doktor kontrolünde hastalık şüphesi taşıyanlar hemen tecrit koğuşlarına alınır ve tedavileri
tamamlanıncaya kadar burada tutulurdu. Sağlıklı görülen yolcular ise olası belirtilerin ortaya çıkıp
çıkmadığını gözlemlemek amacıyla adadaki misafirhanelerde birkaç gün süren karantina gözetimi
altında kalırdı. Hastalık nedeniyle hayatını kaybedenler ise inançlarına uygun ritüellerle adanın doğu
bölümündeki mezarlıkta defnedilirdi. Bulaşma riskini azaltmak amacıyla mezarlar derin kazılır ve
üzerlerine sönmüş kireç dökülerek izolasyon sağlanırdı. Günümüzde Karantina Adası’ndaki bu
mezarlıkta yaklaşık 350 mezar bulunduğu biliniyor.
KIYAFETLER VE EŞYALAR NASIL STERİLİZE EDİLİYORDU?
Soru: Yolcuların kıyafetleri ve eşyaları karantinada nasıl dezenfekte ediliyordu?
Cevap: Yolcular duştayken, kıyafetleri ve eşyaları dönemin en ileri teknolojisi sayılan sistemli bir
dezenfeksiyon sürecinden geçerdi. Kıyafetleri soyunma bölümündeki hem teması hem de
mahremiyeti sağlayan döner dolap sistemi aracılığıyla odanın diğer tarafına aktarılır ve görevliler
tarafından yüksek sıcaklıkla çalışan özel sterilizasyon kazanlarına yerleştirilirdi. Bu sistem sayesinde
kıyafetler yaklaşık 120 derece buharla sterilize edilir, böylece mikroplardan arındırılırken ıslanmadan
yeniden kullanılabilecek hale gelirdi. İpekli giysilerin zarar görmemesi için ise basıncı biraz daha düşük
olan etüvlere konur ve bu kıyafetlerin dezenfeksiyonu sağlanırdı. Yolcuların bavul ve diğer eşyaları da
ayrı etüvlerde, ısıya dayalı yüksek buhar yöntemi ile temizlenirdi. Bu işlemler, salgın hastalık riskinin
başka bir ülkeden deniz yoluyla şehre taşınmasını önlemek için uygulanan en önemli tedbirler
arasındaydı
DÖNEMİN İLERİ TEKNOLOJİSİ ETÜV VE BUHARLI STERİLİZASYON
Soru: Tahaffuzhanede kullanılan tıbbi yöntemler ve ekipmanlar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Tahaffuzhaneler temel olarak izolasyon ve tecrit merkezleri olarak tasarlanmış yapılardı. Urla
Tahaffuzhanesi’nde kurulan sistem ise dönemi için oldukça ileri bir mühendislik anlayışını
yansıtıyordu. Tesis içerisinde raylı taşıma hatları, duş kabinleri, dezenfeksiyon fırınları ve buharla
çalışan sterilizasyon kazanları bulunuyordu. Burada yolcuların yanı sıra beraberlerinde getirdikleri
eşyalar, bavullar, mektuplar ve ticari mallar da özel dezenfeksiyon işlemlerinden geçirilirdi. Bu amaçla
yüksek sıcaklık ve buharla çalışan özel fırınlar ile sterilizasyon sistemleri kullanılırdı. Tahaffuzhanede
ayrıca “kirli alan” ve “temiz alan” ayrımı yapılır, böylece bulaş riskinin kontrol altında tutulması
sağlanırdı. Sterilizasyon kazanları ve etüv sistemleri dönemin en önemli tıbbi ekipmanları arasında yer
alıyordu. Bu teknolojilerin daha küçük ölçekli uygulamaları ise ilerleyen yıllarda hastanelerde de
kullanılmaya başlandı.
AÇIKTA BEKLEYEN GEMİLER NASIL DENETLENİYORDU?
Soru: Yolcular ve eşyalara yönelik karantina işlemleri uygulanırken, açıkta demirleyen gemiler için
de özel bir kontrol var mıydı?
Cevap: Elbette vardı. Karantina uygulamaları yalnızca yolcularla sınırlı değildi. Gemiler de sıkı bir
denetime tabi tutuluyordu. Salgın hastalıkların yayılmasında rol oynadığı düşünülen haşerata karşı
gemiler ilaçlanıyordu. Böylece halk sağlığını korumaya yönelik tüm tedbirler titizlikle uygulanmış
olurdu.

40 GÜNDEN BİLİME, KARANTİNA SÜRELERİ NASIL BELİRLENDİ?
Soru: “Karantina” kelimesi köken olarak İtalyanca’da 40 rakamını çağrıştırıyor. Urla
Tahaffuzhanesi’nde yolcuların adada kalış süresi de bu süreye mi dayanıyordu, yoksa tıbbi
kriterlere göre mi belirleniyordu?
Cevap: Haklısınız, karantina Latince kökenli ve “kırk gün” demek. Ortaçağ’da salgın şüphesi taşıyan
gemilerin 40 gün limana yanaşmasına izin verilmezdi. Ancak o dönemlerde bu süreyi belirleyen
uygulamaların tamamen bilimsel temellere dayandığını söylemek zor. Daha çok gözleme ve
geleneksel kabullere dayalı bir yöntem söz konusuydu. Pek çok kültürde 9, 19 ve 40 gibi sayılar
sembolik anlamlar taşır. Bizim kültürümüzde de “kırkını çıkarmak”, “kırklara karışmak” gibi ifadeler
bunun örnekleridir. Ancak 19. yüzyılda mikroorganizmaların keşfiyle birlikte karantina uygulamaları
da bilimsel bir temele oturmaya başladı. Artık karantina süreleri, hastalıkların kuluçka dönemlerine
göre belirleniyordu. O dönemin en büyük salgın tehditlerinden biri koleraydı ve tüm protokoller bu
hastalığın kuluçka evresine göre, tıpkı yakın zamanda COVID-19 pandemisinde yaşadığımız 14 günlük
süreçler gibi bilimsel veriler ışığında belirleniyordu.
BİR SUBAYIN ZORUNLU BEKLEYİŞİ, BİR LİDERİN TAKDİRİ
Soru: Çağdaş Türkiye’nin Önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün de genç bir subay olarak karantina
süreci yaşadığı bu adayı, Cumhuriyet döneminde de ziyaret ettiği biliniyor. Bu konu hakkında neler
söyleyebilirsiniz?
Cevap: Osmanlı döneminde deniz yolculuklarında uygulanan karantina sistemi nedeniyle Urla
Tahaffuzhanesi, dönemin askeri ve sivil yolcuları için önemli bir sağlık kontrol noktasıydı. Mustafa
Kemal Atatürk’ün de genç subaylık yıllarındaki görev yolculukları sırasında bu merkezle yolunun
kesişmiş olabileceğine dair yerel anlatılar bulunur. Atatürk’ün Urla Karantina Adası ile belgeli teması
ise 30 Haziran 1926’da gerçekleştirdiği ziyaretle kayıtlara geçmiştir. İzmir suikastı girişimi sonrası
çıktığı yurt gezisi kapsamında Urla’ya gelen Atatürk, bir zamanlar kısa süreliğine karantinada kaldığı
tahaffuzhaneyi bu kez denetlemek amacıyla gezer. Tesisteki işleyişten, hijyen standartlarından ve
disiplinli yapıdan duyduğu memnuniyeti bizzat dile getiren Atatürk’ün bu takdiri yerel anlatılarda
halen aktarılır.
MÜBADELE YILLARINDA BİR SAĞLIK KAPISI
Soru: Osmanlı döneminde kurulan Tahaffuzhane, Cumhuriyet döneminde de hizmet vermeye
devam etti mi? Tesisin günümüze uzanan serüveninden kısaca bahseder misiniz?
Cevap: Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de stratejik önemini koruyan Tahaffuzhane,
1923 Lozan Mübadelesi sırasında Anadolu’ya gelen birçok mübadilin ilk sağlık kontrolünden geçirildiği
önemli geçiş noktalarından biri olarak görev yaptı. Girit, Selanik, Kavala ve Drama başta olmak üzere
Ege ve Makedonya bölgelerinden gelen Müslüman Türk mübadiller, İzmir’e ulaşmalarının ardından
Urla Tahaffuzhanesi’nde sağlık muayenesinden geçiriliyor, gerekli görülen durumlarda birkaç gün ya
da hafta karantinada tutuluyordu. Sağlık kontrolleri tamamlanan mübadiller daha sonra Anadolu’nun
farklı şehirlerine yerleştirilmek üzere sevk ediliyordu. Bu yönüyle Tahaffuzhane yalnızca bir karantina
merkezi olarak görev yapmakla kalmadı, aynı zamanda Ege üzerinden gelen binlerce mübadilin
Anadolu’ya attığı ilk adımlara tanıklık eden önemli bir tarih mekanı haline geldi.
100 YIL SONRA YENİDEN SIĞINAK OLDU
Soru: Tahaffuzhane geçmişte karantina merkezi olmasının yanında, gerektiğinde insanların daha
uzun süre barındırıldığı bir yer olarak da hizmet veriyordu. Yakın dönemde de benzer bir sosyal
işlev üstlendi mi?
Cevap : Doğrudur. Burada yolcular yalnızca karantina süresince değil, gerektiğinde daha uzun
sürelerle de ağırlanıyordu. Bu işlev, yakın geçmişte bir kez daha kendini gösterdi. 12 ilimizi etkileyen
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bazı depremzedeler, felaketten yaklaşık 10 gün sonra
adaya getirilerek yaklaşık dört ay boyunca burada misafir edildi. Böylece Urla Karantina Adası,
yaklaşık bir asır sonra yeniden insanlara güvenli bir sığınak olma görevini üstlenmiş oldu.

KORE GAZİLERİNDEN COVID KARANTİNASINA
Soru: Lozan Mübadelesi sırasında önemli bir sağlık kontrol noktası olarak kullanılan Tahaffuzhane,
Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarında da kullanıldı mı?
Cevap: Evet, Cumhuriyet döneminde de uzun yıllar boyunca kullanılmaya devam etti. En son Kore
gazileri için kullanıldı. Ancak ilerleyen yıllarda adanın sağlık hizmeti serüveni zamanla kabuk değiştirdi.
1955 yılında mevcut tesislere ek olarak bir Karantina Hastanesi inşa edilerek sağlık hizmetlerinin
kapsamı genişletildi. Hastane binasının atıl kalmaması amacıyla yapı bir süre Deniz ve Güneş Tedavi
Enstitüsü olarak değerlendirildi. 1960’lı yıllarda ise tesis Kemik ve Mafsal Hastalıkları Hastanesi olarak
hizmet vermeye başladı. 1986 yılında Urla Devlet Hastanesi’ne dönüştürülen bina, 2014 yılında yeni
hastane binası ilçe merkezine taşınana kadar sağlık hizmeti vermeyi sürdürdü. 1865’ten bu yana
sağlık misyonunu sürdüren tesis, barış zamanlarında Sağlık Bakanlığı’nın hizmet içi eğitim merkezi
olarak kullanılırken, olağanüstü dönemlerde ise kriz durumlarına yönelik hazır tutuluyor. Tarihi tesis,
Aralık 2019’da Çin’de başlayıp kısa sürede tüm dünyaya yayılan ve Mart 2020’de Türkiye’de de
görülen COVID-19 pandemisi sırasında ise yeniden asli işlevini hatırlatan bir rol üstlendi ve karantina
süreci geçirmesi gereken bazı grupların izolasyonu için kullanıldı.
ATA YADİGARI YAPILAR RESTORASYONLA YENİDEN HAYAT BULDU
Soru: Urla Tahaffuzhanesi, bugün nasıl bir işleve sahip? Müzeleşme hedefi ve yakın dönemde
gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Tarihi bina halk arasında “müze” olarak bilinse de müzeleşme süreci henüz tamamlanmış
değil. Tarihi bina halk arasında “müze” olarak bilinse de müzeleşme süreci henüz tamamlanmış değil.
Günümüzde burada Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir hizmet içi eğitim merkezi faaliyet gösteriyor ve Dünya
Sağlık Örgütü ile ortak yürütülen programlar kapsamında sağlık profesyonellerine yönelik eğitimler
düzenleniyor. Tarihi dokusu güçlü bir kültür mirası niteliği taşıyan Tahaffuzhane kompleksinin,
mevcut yapısı korunarak bir karantina müzesine dönüştürülmesi ve turizme kazandırılması
hedefleniyor. Bu aşamada okullar ve sivil toplum kuruluşları için randevulu ziyaretler düzenliyoruz.
Geçtiğimiz beş yıl içinde Sağlık Bakanlığı olarak adada bulunan tüm karantina yapılarının
restorasyonunu gerçekleştirdik. Tarihi tesis 2020’de restorasyona girdi. Üç yıl süren çalışmaların
ardından ata yadigarı binaların özgün dokusu korunarak 2023 yılı sonunda yaklaşık 80 milyon TL’lik
yatırımla yeniden hizmete açıldı. Restorasyon süreci aslında müze olma sürecinin başlangıcı kabul
edilebilir ve müze oma sürecimiz devam ediyor.
ZİYARETÇİSİNİ 160 YIL ÖNCESİNE GÖTÜRÜYOR
Soru: Urla Tahaffuzhanesi’ni ziyaret edenleri en çok neler etkiliyor?
Cevap: Burayı ziyaret edenleri en çok yapının kendisi ve o günlerden günümüze eksiksiz ulaşan tarihi
etüv kazanları ile duş sistemleri etkiliyor. Her şeyin orijinal haliyle korunmuş olması, ziyaretçiyi bir
anda 160 yıl öncesine götürüyor. Osmanlı’da bilimsel karantinaya yönelik kurulan ilk merkezlerden
biri olan Urla Tahaffuzhanesi, tüm müştemilatıyla günümüze ulaşabilmiş nadir yapılardan biri. Bu
özgünlük ziyaretçiler üzerinde oldukça etkileyici bir iz bırakıyor. Dünyada tam donanımlı ayakta kalan
üç ada merkezinden biri olması ise burayı çok özel kılıyor.
GEÇMİŞE SAYGI, GELECEĞE İLHAM
Soru: Hem tarihsel derinliği hem de günümüze uzanan serüveniyle önemli bir miras taşıyan bu
tarihi mekanla ilgili verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkür ediyoruz. Son sözlerinizi alsak, 14 Mart
Tıp Bayramı dolayısıyla kıymetli doktorlarımıza ve sağlık çalışanlarımıza mesajınız nedir?
Cevap: Böylesine köklü bir sağlık mirasını yeniden hatırlatmaya vesile olan bu söyleşi için ben
teşekkür ederim. Özellikle tıp öğrencilerine ve gençlere, geleceği inşa ederken geçmişi asla
küçümsememelerini söylemek isterim. Urla Tahaffuzhanesi’ni gezen biri, ecdadımızın o dönemin
kısıtlı imkanlarına rağmen nasıl “zamanının ötesinde” bir sağlık sistemi kurduğunu çok net görür.
Gerçekten ilerlemek istiyorsak önce bu büyük geçmişe saygı duymalı, ardından ondan ilham almalıyız.
Bu ada, sağlık çalışanlarının fedakarlığının ve insan hayatını koruma sorumluluğunun tarih boyunca

nasıl taşındığının en somut tanıklarından biridir. Urla Karantina Adası Müdürlüğü olarak dün olduğu
gibi bugün de insan hayatını her şeyin üzerinde tutan tüm hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın 14
Mart Tıp Bayramı’nı kutluyoruz.
TÜM SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN 14 MART TIP BAYRAMI’NI KUTLUYORUZ


GEÇMİŞE SAYGI, GELECEĞE İLHAM
Soru: Hem tarihsel derinliği hem de günümüze uzanan serüveniyle önemli bir miras taşıyan bu
tarihi mekanla ilgili verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkür ediyoruz. Son sözlerinizi alsak, 14 Mart
Tıp Bayramı dolayısıyla kıymetli doktorlarımıza ve sağlık çalışanlarımıza mesajınız nedir?
Cevap: Böylesine köklü bir sağlık mirasını yeniden hatırlatmaya vesile olan bu söyleşi için ben
teşekkür ederim. Özellikle tıp öğrencilerine ve gençlere, geleceği inşa ederken geçmişi asla
küçümsememelerini söylemek isterim. Urla Tahaffuzhanesi’ni gezen biri, ecdadımızın o dönemin
kısıtlı imkanlarına rağmen nasıl “zamanının ötesinde” bir sağlık sistemi kurduğunu çok net görür.
Gerçekten ilerlemek istiyorsak önce bu büyük geçmişe saygı duymalı, ardından ondan ilham almalıyız.
Bu ada, sağlık çalışanlarının fedakarlığının ve insan hayatını koruma sorumluluğunun tarih boyunca

nasıl taşındığının en somut tanıklarından biridir. Urla Karantina Adası Müdürlüğü olarak dün olduğu
gibi bugün de insan hayatını her şeyin üzerinde tutan tüm hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın 14
Mart Tıp Bayramı’nı kutluyoruz.
TÜM SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN 14 MART TIP BAYRAMI’NI KUTLUYORUZ


Salgınlara karşı kurulan sağlık savunma hatlarının önemli örneklerinden biri olan Urla Tahaffuzhanesi,
sağlık tarihinin bugünlere ulaşan en kıymetli miraslarından biri olarak varlığını sürdürüyor. İnsan
hayatını korumak için verilen büyük mücadelenin hafızasını yaşatan bu anlamlı durakta, geçmişten
bugüne insan hayatını her şeyin üzerinde tutan, fedakarlıklarıyla umudu yeşerten, toplum sağlığı için
özveriyle görev yapan hekimlerimiz başta olmak üzere tüm sağlık emekçilerinin 14 Mart Tıp
Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz. İyi ki varsınız, hep de var olun.


Yüzyıllar boyunca salgın hastalıkların dünyaya yayılmasını önleyen karantina merkezlerinden
biri olan ve dünyanın en iyi korunmuş üç ada karantina merkezinden biri kabul edilen İzmir Urla’daki
Karantina Adası ve Tahaffuzhanesi (önünde iskele olan büyük bina)
Urla Karantina Adası Müdürü Turgut Yılmaz, Urla Tahaffuzhanesi’ni anlattı Urla Karantina Adası Müdürü Turgut Yılmaz, Fransızlar tarafından 1865 yılında inşa edilen
tesiste, o dönemin dezenfeksiyon sistemlerinin ilk günkü ihtişamıyla korunduğunu, yolcuların
eşyalarının buradaki buharlı kazanlarda sterilize edildiğini söyledi.
Urla Karantina Adası Tahaffuzhanesi’nden görseller.
Hijyen banyoları, kadınlar ve erkekler bölümleri. Duşa gidilirken giyilen peştamal ve
takunyalar
Urla Tahaffuzhanesi’nden görseller ve tarihi binanın duvarında yer alan dünyadaki karantina
adalarına ait görsel ve bilgiler Belgelerle Osmanlı döneminde karantina, Urla-Klazomenai Tahaffuzhanesi şeması ve Osmanlı
Dönemi’nde Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası’ndaki bazı karantina merkezleri

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki haber:

İZMİR ADLİYESİ’NDE BAĞIMLILIĞA KARŞI “BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ” SEMİNERİ

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Çerez Politikamızı inceleyebilirsiniz.